Tefekkür Tutulması: Dataizm, Elmalılı ve Vicdanın Sömürgeleştirilmesi


1. Felsefî Rekonstrüksiyon: Neden Elmalılı, Neden Şimdi?

Kadim hakikatler ile modern krizler arasında köprü kurmak, entelektüel bir lüks değil, varoluşsal bir zorunluluktur. Bu yazıda başvuracağım yöntem, "felsefî rekonstrüksiyon"dur. Rekonstrüksiyon, tozlu raflarda kalmış düşünceleri bir müze vitrinindeki obje gibi seyretmek değildir. Kadim bir mimarinin taşıyıcı sütunlarını sökmeden, onu bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden ayağa kaldırmaktır. Restorasyon geçmişi korur, rekonstrüksiyon geçmişi konuşturur.

İnsanlık tarihi, bir yönüyle otoritenin adres değiştirdiği uzun bir yolculuktur. Orta Çağ'da otoritenin kaynağı Tanrı'ydı. Aydınlanma ile bu merkez "İnsan"a ve onun rasyonel aklına kaydı. Bugün Yuval Noah Harari'nin "Dataizm" adını verdiği yeni bir eşikteyiz. Otorite artık insandan ağ bağlantılı algoritmalara devrediliyor.

Verinin kutsandığı bu çağda, Elmalılı Hamdi Yazır'ın bir asır önce Batı düşüncesine yönelttiği eleştiriler beklenmedik bir güncellik kazanmaktadır. Yazının temel sorusu şudur: Algoritma, insanın "kendini bilme" yetisini elinden mi alıyor?

2. Dataizm: Bir Din mi, Bir Teşhis mi?

Burada bir yanlış anlamayı baştan gidermek gerekiyor. Harari, Dataizm'in peygamberi değildir. Homo Deus'ta Dataizm'i savunmaz, onu teşhis eder ve ondan endişe duyar. Bu ayrım önemlidir, çünkü Harari bu yazıda sanık değil, tanıktır.

Harari'nin tarifine göre Dataizm, evrenin veri akışlarından oluştuğunu ve her fenomenin değerinin veri işlemeye yaptığı katkıyla ölçüldüğünü iddia eder. Bu iddianın sonucu, rasyonel aklın yerini "hesaplayan aklın" almasıdır. Otorite, bireyin içsel duygularından ve rasyonel analizinden, devasa veri setlerini işleyen ağlara kayar. Artık algoritmaların sağlık durumumuzdan eş seçimimize, kariyer planımızdan en mahrem tercihlerimize kadar bizi bizden "daha iyi bildiği" varsayılır.

Bu varsayım masum değildir. Teknolojiyi bir araç olmaktan çıkarıp, insan üzerinde tahakküm kuran bir kâhin konumuna yükseltir. Silikon Vadisi bu çağın kehanet merkezi, algoritmalar ise onun dijital kâhinleri haline gelir. Dijital antropoloji gözüyle bakıldığında insan, bu sistemde kendi anlamını yitirmiş, veri üreten ve işleyen biyokimyasal bir organizmaya indirgenmiştir.

Harari teşhisi koyar. Fakat bir reçete sunmaz, sunamaz da, çünkü elindeki kavram seti tam da eleştirdiği paradigmanın kavram setidir. İşte reçeteyi başka bir yerde aramamız gereken nokta burasıdır.

3. Elmalılı ve "Parçacı Düşünce" Eleştirisi

Elmalılı Hamdi Yazır, Batı düşüncesinin içine düştüğü krizi "parçacı düşünme" olarak teşhis eder. Bu eleştirinin en toplu ve sistemli hali, onun Paul Janet ve Gabriel Séailles'den çevirdiği Metâlib ve Mezâhib'e yazdığı meşhur Dîbâce'de bulunur; dağınık fakat derin izleri ise Hak Dini Kur'an Dili boyunca sürer.

Elmalılı'ya göre Batı'nın temel yanılgısı, bilgiyi imandan kopararak atomize etmesidir. Burada terminolojik bir netlik şart:

Batı epistemolojisinde belief (inanç), bir önermeyi doğru sayma tutumudur. Kendi başına ne doğruluk ne de haklılandırma şartı taşır; haklılandırma ve doğrulukla birleştiğinde "bilgi"ye dönüşür. Yani belief, bilgiye giden yolda bir bileşendir. İslam düşüncesindeki iman ise aklı dışlamayan, ancak onu aşan bütüncül bir teslimiyet halidir; bilgiyi de içine alan bir bütündür.

Farkı ise biri parçadır, diğeri bütündür. Algoritmalar istatistiksel olasılıklarla belief üretebilir. Bir modelin çıktısına yüklediği güven skoru, tam anlamıyla bir "doğru sayma tutumu"dur. Fakat hiçbir algoritma iman geliştiremez, çünkü iman bir hesap değil, bir yönelimdir.

Elmalılı'nın akıl tasavvurunu bugünün diliyle şöyle özetleyebiliriz: teknik akıl işlem yapar, düşünmez. Ona göre akıl, tümevarım ve tümdengelim yollarında ilerleyen mekanik bir araçtır; kendi başına bir gaye üretmez. Eğer bu araç vicdanın rehberliğinden koparsa, tefekkürün yerini hesaplama alır.

Bu tespit, Heidegger'in "hesaplayan düşünme" (rechnendes Denken) ile "tefekkür eden düşünme" (besinnliches Denken) ayrımıyla şaşırtıcı biçimde örtüşür. İki düşünür, iki farklı gelenekten, aynı uçuruma parmak basar. Dataizm bu uçurumun dibidir. Her şeyi hesaplayan, hiçbir şeyi düşünemeyen bir sistem. Buna tefekkür tutulması diyorum.

4. Külliye: Varlık, Bilgi ve Değerin Birliği

Elmalılı'nın en özgün yanı, varlık, bilgi ve değeri birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak kurmasıdır. Bu bütünlüğü anlatmak için külliye mimarisinden daha iyi bir metafor bulmak zor:

  • Cami, varlıktır. İnsanın kendini nereye ait hissettiği, hangi bütünün parçası olduğu.
  • Medrese, bilgidir. Öğrenme, araştırma, tahkik.
  • İmaret, değerdir. Bilginin topluma dönen, karnını doyuran, ahlaki karşılığı.

Bunlar üç ayrı bina değil, tek bir gövdedir. Bir boyutta yükseldiğinizde, diğerleri de doğal olarak büyür. Medrese büyüyüp İmaret küçülüyorsa, orada bir hastalık vardır.

Dataizm'de tam olarak bu hastalık görülür. Bilgi (veri) katlanarak büyürken, değer (etik, vicdan) ve varlık (anlam) boyutları felç olur. Elimizde devasa bir medrese, harabe halinde bir imaret ve kapısı çivilenmiş bir cami kalır. Algoritmalar atomize verilerle işlem yapar, fakat hikmetten yoksundur.

5. Basiret: Algoritmanın Erişemediği Eşik

Elmalılı'nın düşüncesinde vicdan, insanın ilahi olanla temas kurduğu iç mekândır; adalet duygusunu salt yazılı yasalardan değil, daha yüksek bir kaynaktan alan yerdir. Basiret, veri setleriyle öğrenilen teorik bir bilgi değildir. Basiret, salih amelle, yani iyilik yapmakla kazanılan bir görme biçimidir. İnsan iyi oldukça, ona eşyanın hakikatini görecek bir ufuk açılır. Yapay zekâ ahlakî bir özne olmadığı ve "iyilik yapma iradesine" sahip olmadığı için, ne kadar veri işlerse işlesin bu eşiği geçemez.

Şimdi bu görüşüme yöneltilecek en ciddi itirazı ben getireyim, çünkü kendi argümanını sınamayan bir insan, argüman değil temenni üretir.

Fonksiyonalist itiraz şudur: Bir sistem, basiret sahibi bir insanın vereceği kararların aynısını, aynı isabetle, aynı ahlakî hassasiyetle veriyorsa, ona "basiret yok" demenin dayanağı nedir? Fark tam olarak nerededir?

Bu itiraz güçlüdür ve geçiştirilemez. Cevabı, çıktıda değil, failin varlık biçiminde aramak gerekir. Basiret bir çıktı değil, bir haldir. Sonucun isabetiyle değil, o sonuca varan öznenin dönüşümüyle tanımlanır. İyi davranan bir sistem ile iyi olan bir özne aynı şey değildir. Bir termostat odayı doğru sıcaklıkta tutar, fakat üşümeyi bilmez; isabeti tamdır, tecrübesi ve manası yoktur.

Burada bir düzeltme daha yapmam gerekiyor. "Yapay zekâ zanda bulunur, basiret ise kesinliktir" demek fazla iddialı olur. İnsan basireti de yanılmaktadır. Fark epistemik bir üstünlük değil, türsel bir farktır. Biri olasılık dağılımı üzerinden işleyen bir tahmin, diğeri sorumluluk taşıyan bir öznenin yönelimidir. Bir hekimin teşhisi ile bir tanı modelinin skoru aynı hastalığa işaret edebilir. Ancak yanlış çıktığında yalnızca birinin uykusu kaçar. Ahlakın yaşadığı yer tam olarak orasıdır.

6. Peki Ne Yapmalı?

Teşhis koyup reçetesiz kalkan bir insan, kendi eleştirdiği parçacılığa düşer. Külliyeyi pratiğe indirelim. Yapay zekâyla fiilen çalışan biri için bu üç sütun şu anlama gelmektedir:

Cami, yani varlık sütunu: Hükmü devretme. Model öneri üretir, hükmü sen verirsin. Bir çıktıyı onaylarken sorulacak soru "doğru mu?" değil, "bunun sorumluluğunu üstleniyor muyum?" olmalıdır. Sorumluluğunu alamayacağın bir çıktıyı kullanma.

Medrese, yani bilgi sütunu: Doğrulayamadığını kullanma. Modelin çıktısını denetleyebilecek kadar alanı kendin bilmek zorundasın. Bilişsel yükü devretmek meşrudur, bilişsel yetkiyi devretmek değildir. Hesap makinesi kullanmak matematik bilmemeyi mazur göstermez; bilakis, sonucun makul olup olmadığını ancak matematik bilen anlar.

İmaret, yani değer sütunu: Muhatabı unutma. Her çıktının bir insan muhatabı vardır. Verimlilik ile adalet çatıştığında adaleti seçilmelidir. Bu, sistemin en zayıf halkasını korumaktır. Algoritma verimliliği ölçebilir, adaleti ölçemez.

7. Yeni Bir Otorite mi, Eski Bir Tutulma mı?

Harari'nin tarif ettiği Dataizm, yeni bir devrim değildir. Elmalılı'nın bir asır önce uyardığı parçacı düşüncenin dijital zirvesidir. Yeni olan tek şey, ölçek ve hızdır.

İnsanı bir veri noktasına indirgeyen bu sistem, şahsiyeti çözer ve toplumu anlamsız bir üretkenliğe mahkûm eder. Algoritmik otoriteye teslim olmak, varlık, bilgi ve değer bütünlüğünden vazgeçerek tefekkürü hesap makinesine havale etmektir. Külliyeyi yıkıp yerine bir veri merkezi kurmaktır: içerisi çok daha soğuk, çok daha hızlı ve tamamen sessizdir.

Bu tutulmadan çıkış, teknolojiyi reddetmekten geçmemektedir. Aracın yerini bilmekten, hükmü elde tutmaktan ve kendini bilme yetisini hiçbir sisteme devretmemekten geçmektedir.

Algoritmanın her şeyi bilmesi mi bizi daha insan yapar, yoksa vicdanımızın sesini dinleyerek bilinmeyene karşı aldığımız ahlakî tavır mı?

Kaynak Notu

Yazıda Elmalılı Hamdi Yazır'a ait düşünceler, doğrudan alıntı olarak değil, rekonstrüksiyon olarak sunulmuştur. "Teknik akıl işlem yapar, düşünmez" ve vicdana dair formülasyonlar, Elmalılı'nın akıl ve vicdan tasavvurunun bugünün diliyle özetlenmesidir; onun kaleminden çıkmış birebir cümleler değildir. Bu ayrımın korunması, hem yazının hem de Elmalılı'nın hakkını teslim etmek açısından zorunludur. 

Harari'nin Dataizm tarifi için: Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, son bölüm. Heidegger'in hesaplayan düşünme ile tefekkür eden düşünme ayrımı için: Gelassenheit (Türkçede genellikle "Bırakılmışlık" başlığıyla).

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Teknoloji ve Kalkınma Enstitüleri: Köy Enstitüleri Ruhunun Dijital Çağ Yorumu

Belirsizliğin Eşiğinde: Yapay Zekâ ve Kuantum Bilgisayarlar

Yapay Zekâ: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Işığında Yeni Milli Mücadelemiz