10 Kasım: Aklın ve Cesaretin Mirası

 


Atatürk’ün Vizyonu ve Yapay Zeka Çağında Cumhuriyet’in Görevleri

Bazı liderler milletini kurtarır, bazıları ise insanlığa bir ufuk kazandırır. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, bu iki kudreti birleştiren nadir bir isimdi. Fakat onun hakiki mucizesi, sadece bir siyasi rejim kurması değildi. Bir düşünme biçimi ve bilime sonsuz güven  duyarak bilimi kurumsallaştırmasıydı. Bir ulus, işgalin karanlığında yeniden doğduysa;

Bu, yalnızca bir ordunun değil, bir inancın zaferiydi. O inanç, bir milletin kalbinden doğup, yüz yıl sonra bile insanlığa umut olmaya devam etmektedir. Emin olun olacaktır da...

Ya İstiklâl Ya Ölüm: Karanlıktan Aydınlığa

Atatürk “Ya İstiklâl Ya Ölüm” diyerek çıktığı yolda Türk milletini tek bir yürek hâline getirdi.
Fakat bu sadece bir slogan değildi. Bu, akılsal seçimin cesur bir beyanıydı. İşgal yıllarında millet iki yoldan birini seçmek zorundaydı:

Ya boyun eğmek, ya da imkânsızlıklar içinde bile bilinçli bir direniş için örgütlenmek.

Sakarya Meydan Muharebesi’nde silah azdı ama stratejik zeka vardı. Lozan’da ise mermi değil, bilgi kullanıldı. Atatürk’ün her zaferi, aklın savaş meydanında da, müzakere masasındaki gücünü göstermiştir.

Özgürlük, sadece silahla değil; akıl, bilim ve kararlılıkla kazanılır.

Cumhuriyetin Gücü: Bilimi Silah Yapmak

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde, artık düşman dışarıda değil içerideydi:
Bilgisizlik, gerilik, önyargı. 
Atatürk, bu yeni savaşın adını koydu: Eğitim ve üretim mücadelesi.

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” sözü, bu mücadelenin parolasıydı.

Eğitim Cumhuriyetin Temelidir

1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birleştirildi. Medrese ile mektep ayrımı sona erdi, bilgi halkın ortak hakkı oldu.1930’larda kurulan Köy Enstitüleri, bilimi tarlaya taşıdı. Her köy öğretmeni, bir ışık oldu. Bilim, artık yalnız laboratuvarda değil, Anadolu’nun toprağında da filizlendi.

Harf Devrimi: Bilginin Demokratikleştirilmesi

1928’deki Harf Devrimi, yalnızca alfabe değişimi değildi; bilginin kapılarını herkese açan bir demokratik reformdu. Bugün “yapay zekâya kim erişebilir?” diye soruyoruz. Atatürk yaşasaydı cevabı belliydi:

“Bilgi herkese açık olmalıdır.”

Bilimi Üretimle Buluşturmak

1930’larda kurulan fabrikalar, madenler, enerji tesisleri yalnızca ekonomi hamlesi değil, bilimin hayata uygulanışının ilk örnekleriydi. Atatürk’ün hedefi, düşünen insanı üreten insana dönüştürmekti.

Günümüze Bakış: Yapay Zeka Çağında Cumhuriyet’in Vazifesi

Atatürk’ün “ilim rehberimizdir” ilkesi, sonsuza dek geçerliliğini koruyacaktır. Fakat rehberlik artık yeni bir alanda: Yapay zekâda. Bugün bilim, kod satırlarında; üretim, veride; strateji, algoritmalarda saklı.

Atatürk’ün vizyonu inanın bu çağın da pusulasıdır.

Yerli Akıl, Milli Teknoloji

2024’te tanıtılan Kumru LLM, Türkçe düşünebilen ilk büyük dil modeli oldu. Üniversitelerde AI Enstitüleri açıldı. Gençler, BTK Akademi üzerinden yapay zekâ öğreniyor. Bu tablo, 1920’lerin “Millet Mektepleri” ruhunun dijital çağdaki karşılığıdır.

Veri: Yeni Çağın Madeni ve Petrolüdür

1928’de harf devrimi nasıl bilginin kapısını açtıysa, bugün veri aynı rolü üstlenmektedir. Veriyi koruyan, işleyen ve etik kullanan ülkeler güçlü kalacaktır. Bugün Atatürk’ün “Milli Egemenlik” ilkesinin yeni biçimidir.

Eğitim Reformu 2.0

Cumhuriyet’in ilk yüzyılında okuryazarlık nasıl bir devrimse, ikinci yüzyılında da dijital okuryazarlık aynı öneme sahiptir. Her birey, yapay zekâyı anlamalı, etik sınırlarını bilmeli, teknolojiyi insan yararına kullanabilmelidir.

Vazifenin Adı: Cumhuriyet

Her dönemin kendine özgü bir mücadelesi vardır. Atatürk’ün çağı silahla kazanılan bir bağımsızlıktı; bizim çağımızın savaşı ise bilgiyle, bilimle ve vicdanla veriliyor.

Cumhuriyet’in bugünkü vazifesi:

  1. Bilim insanı yetiştirmek – özgür, düşünen, sorgulayan.

  2. Teknolojiye halkı ortak etmek – fırsat eşitliğiyle.

  3. Veriyi korumak – dijital istiklâl bilinciyle.

  4. Eğitimde yeni devrim – yapay zekâ okuryazarlığını ulusal program hâline getirmek.

Yeni Yüzyılın Eşiğinde: Bilim Işığında İlerleme

“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”

Bu cümle, 1920’de bir ülkeyi karanlıktan çıkaran fenerdi. Bugün de dijital çağın en parlak ışığıdır. Yapay zekâ, elektriğin icadından bu yana en büyük devrimlerden bir tanesi hatta ilkidir. Lakin onu insanlık için mi, çıkar için mi kullanacağımız Cumhuriyet’in ikinci yüzyılındaki sınavımız olacaktır. Eğer bilimle ahlak birleşirse, herkes için adil, özgür, aydınlık bir Türkiye'yi kim durdurabilir..

Sonsuz Bir Saygıyla

Ebedî Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ebediyete irtihalinin 87’nci yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. O, sadece bir lider değil; bir milletin aklına ve kalbine yön veren bir ışıktır. Şunu iyi biliniz ki; 
10 Kasım, bir vedanın değil; sonsuz bir hatırlayışın ve bir vasiyetin günüdür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Teknoloji ve Kalkınma Enstitüleri: Köy Enstitüleri Ruhunun Dijital Çağ Yorumu

Düşünen Makineler, Sorgulayan İnsanlar: Yapay Zekâ Felsefesine Derin Bir Bakış

MAKİNE ANLAMAYA ÇALIŞIYOR: NLP’NİN SIRLARI