Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

40 Yaşından Sonra Yapay Zeka Rönesansı: Deneyim, Yapay Zekâ ve Hayat Görmüş Zihinler

Resim
    “Teknoloji Genç İşidir” Sözü Artık Mittir Yapay zekâ devrimi, iş dünyasının kurallarını sessizce yeniden yazarken en büyük yanılgılardan birini de ortadan kaldırıyor: “teknoloji genç işidir.” Uzun yıllar boyunca teknoloji; hız, refleks ve gençlik üzerinden okundu. Oysa bugün geldiğimiz noktada, bu denklem kökten değişmiş durumda.  Yapay zekâ artık kodlama bilgisi gerektirmiyor. Bugün dünya genelinde haftalık 900 milyon aktif kullanıcı, tek bir satır kod yazmadan ChatGPT gibi araçlarla çalışıyor. Bu paradigma değişimini en iyi özetleyenlerden biri, “Prompt Mühendisliğinin Babası” olarak anılan Richard Socher’in şu tespiti: “Prompt mühendisliği, Microsoft Office kullanmak kadar temel bir işyeri becerisi haline geliyor.”  Eğer kırk yaşın üzerindeyseniz ve içinizden “benim için çok geç” diye geçiriyorsanız, yalnız değilsiniz. Ancak bu endişe, teknolojinin eski kurallarına dayanıyor. Bugünün yapay zekâ çağında geçerli olan şey hız değil; neyi, ne zaman ve hangi bağla...

Estetiğin Yeni Gülümsemesi: Müziğin Algoritmik Çağı

Resim
  Yapay zekâ müzik üretiyor olabilir. Peki biz hâlâ estetik bir deneyim mi yaşıyoruz, yoksa yalnızca iyi bir simülasyon mu dinliyoruz? İnsanlık Tarihinden Gelen Bir Ses İnsanlık tarihine baktığımızda, müziğin sözden önce ortaya çıkmış olabileceğini düşündüren güçlü antropolojik ve arkeolojik bulgular bulunmaktadır. Müzik, acıyı, coşkuyu, kaybı ve umudu sesle taşımayı öğrenen ilk ifade biçimlerinden biridir. Bu nedenle  “Müzik ruhun gıdasıdır” sözüne sonuna kadar katılanlardanım. Hangi ruh hâlinde olursam olayım, müzik çoğu zaman bende bir dopamin etkisi yaratmıştır. Çünkü bir ezgi yalnızca notaların dizilimi değil, yaşanmışlığın ve anlamın yoğunlaşmış hâlidir.  Tam da bu nedenle bugün karşımızda duran soru basit değildir: Yapay zekânın ürettiği ya da yeniden yorumladığı müzik, estetik olarak ne ifade eder? Estetikte Kırılma: Özne, Niyet ve Güzellik Klasik estetik düşüncede sanatın merkezinde insan öznesi bulunur. Platon sanatı taklit olarak görür, Aristoteles onun arın...

İnsanlık, Kendi Hikâyesini Kaybettiğinde: Nexus, Yapay Zekâ ve Sessiz Failin Yükselişi

Resim
      Tarih bilimine sadık kalarak insanlığın gelişim seyrine baktığımda, inkâr edilemez bir ilerleme görüyorum. Ateşin denetim altına alınmasından tarıma, yazının icadından sanayi devrimine, oradan dijital çağa uzanan çizgide insanlık; üretme, hesaplama ve kontrol etme kapasitesini sürekli artırdı. Bu yüzden insanlık tarihini çoğu zaman bir ilerleme masalı olarak anlatmayı severiz: Daha çok bilgi, daha gelişmiş teknoloji, daha büyük güç… Ancak tam da bu noktada durup sormak gerekir: Eğer gerçekten ilerliyorsak, neden aynı anda daha kırılgan, daha yönlendirilebilir ve daha savrulmuş hissediyoruz? Belki de sorun, ilerlemenin varlığında değil; ilerlemeyi neyle ölçtüğümüzde yatıyordur. Yuval Noah Harari’nin Nexus kitabı, bu rahatsız edici soruyu merkeze alır ve şu gerçeği fısıldar: Bilgi bizi zorunlu olarak bilgeleştirmedi. Aksine, bilgi çoğu zaman hakikati derinleştirmekten çok, insanları ortak anlatılar etrafında birbirine bağlayan bir yapıştırıcı işlevi gördü. Gücümüz ar...

Yapay Zekâ Felsefesi: Zihinden Simülasyona Uzanan Bir Kırılma

Resim
      Felsefe bölümünde öğrenci olduğum yıllarda neredeyse her filozof beni ayrı bir yerden sarsardı. Thales'in evreni açıklama cesareti, Aristoteles'in düzen tutkusu, Descartes'ın kuşkusu, Kant'ın sınır çizme çabası… Baudrillard'a gelindiğinde ise artık insanı değil, insanın ürettiği imgeleri düşünmeye başlamıştım. Ortak payda şuydu: İnsan, sanıldığından çok daha karmaşık; fakat bir o kadar da kendi ürettiklerine teslim olmaya müsaitti.  Uzun süre bu karmaşıklığın doğal adresi zihin felsefesi oldu. Bilinç, düşünce, anlam, niyet ve özgür irade gibi kavramlar insan merkezli bir çerçevede tartışıldı. Zihin felsefesi, "insan nasıl düşünür?" sorusunu merkeze alarak ilerledi. Ancak teknoloji geliştikçe, bu soru tek başına yeterli olmamaya başladı.  Bir kırılma yaşandı. Artık mesele yalnızca zihni anlamak değil, zihni taklit eden sistemlerle birlikte düşünmekti.  İşte bu noktada, zihin felsefesinin içinden doğan ama ondan ayrılan yeni bir alan belirginleşti: Yap...

ZİHNİN GÖRÜNMEZ AYNASI BÜYÜK DİL MODELLERİ(LLM) VE SİMÜLE EDİLMİŞ MUHAKEME ÜZERİNE

Resim
      İnsan zihni kendine ayna arayan bir varlıktır. Ateşin karşısında gölgesine bakan ilk insandan bugünün devasa yapay zekâ modellerine kadar geçen binlerce yıl boyunca, her teknoloji yalnızca bir araç değil, aynı zamanda düşüncenin kendine dışarıdan bakma çabası olmuştur. Bugün ise karşımıza zihnin görünmez aynası çıkıyor: Büyük Dil Modelleri(LLM) . Bu modeller bize öyle şeyler söylüyor ki, şaşırmamak elde değil. Cümleleri bazen bizi anlıyormuş, bazen bizim için düşünüyormuş hatta bazen bizimle aynı sezgileri paylaşıyormuş gibi tınlıyor. Bu yüzden modern insanın zihninde şu sorular derinleşiyor: “Bu makine gerçekten düşünüyor mu?” “Yoksa ben mi kendi düşüncemi onda görüyorum?” 1. Dilin İçinde Parlayan Gölge: Neden “Muhakeme Ediyormuş” Gibi Görünüyorlar? LLM’lerin iç dünyasında bir bilinç, bir niyet veya bir sezgi yoktur. Ancak dilin büyüsü, bu gerçeği sis perdesinin ardına saklamaya çok müsait. Çünkü insan zihni, akıcılığı zeka , tutarlılığı kavrayış , dili de d...